Abdal Musa ve Kaygusuz Abdal

Abdal Musa, Hacı Bektaş’ın önde gelen  Halifelerindendir. Söylenceler O’nu Anadolu’nun gözcüsü olarak gösterirler. Bektaşi meydanındaki oniki posttan onbirincisi olan “ayakçı postu” O’nundur ve “Abdal Musa Postu” olarak adlandırılır.

Bektaşi söylencelerinde Abdal Musa, Ahmet Yesevi’nin halifelerinden gösterilir. Soyunun Ortaasya’dan gelmesi nedeniyle “Horasan

Erenleri”nden sayılır. Azerbaycan’a bağlı Hoy’dan olduğu söylense de Anadolu’ya Horasan’dan gelmiştir. Bektaşiler, peygamber soyundan geldiğini, yani “seyyid” olduğunu düşünürler. Babası Hasan Gazi’dir. Dedesi Haydar Ata ise Hace Bektaş’ın  Amcasıdır. Hace Bektaş’la yakın akrabalığı vardır. Annesi Ana Sultan, kız kardeşi ise Hüsniye Bacı’dır. Annesi ile kız kardeşinin mezarları Elmalı’nın Tekke köyünde, Abdal Musa Tekkesi’ndedir.

Aşıkpaşaoğlu Tarihi’nde Abdal Musa’ya ilişkin bilgiler vardır. Aşıkpaşaoğlu, Abdal Musa’yı Hace Bektaş’ın “müridi”, Hatun Ana(Kadıncık Ana)’nınsa “muhibi” olarak gösterir. Abdal Musa Sulucakarahöyük’te Hace Bektaş’ın yatırının başında bir süre kalmış, büyük bir olasılıkla Hace Bektaş Degahı’nı Kadıncık Ana ile birlikte o kurmuş, Orhan Bey döneminde savaşlara katılmış, özellikle Bursa’nın alınmasında(1326) bulunmuş, bir asker üsküfünü başına koyarak geri geldiğinden Bektaşiler’in “Elifi tac”ı böylece onunla gelenekleşmiştir.

Abdal Musa, XIII. y. yılın son yarısıyla XIV. y. yılın ilk yarısı içerisinde yaşamış olmalıdır. Kaynaklar ve söylenceler O’nun Orhan Bey döneminde yaşadığını ve Bursa’nın alınmasına katıldığını vurguyla belirtirler. Eğer böyleyse Hace Bektaş’ın son dönemine kavuşmuştur. Bursa ve Orhan Bey zamanına rastlayan dömemiyse O’nun oldukça olgunluk ve yaşlılık dönemi olmalıdır. Yeniçeriliğin kuruluşuna(1363) ya kalmamış olmalı, ya da Yeniçeri dönemi savaşlara katılmamış olmalıdır. Bu nedenle “Elifi tac” Yeniçeriler’le katıldığı savaşlardan değil de, daha önceki akınlara katılışı sırasıyla ilgili bir söylenceye bağlanabilir.

Abdal Musa uzun zaman Bursa’da kaldığından ve Orhan Bey döneminde yararlı hizmetlerde bulunduğundan, kendisine Bursa’da bir makam verilmiştir. O ise daha sonraları heterodoks Türkmenler’in yoğunlukta olduğu yöreleri tercih etmiş, önce Aydın bölgesine, sonraysa Kızılbaşlık-Aleviliğin merkezi Teke bölgesine göçmüştür. Antalya dolaylarını ve Toros dağları eteklerini tercih ederek Elmalı’ya yerleşmiştir.Bektaşilik inancında merkez dergahtan sonra en önemli bir Bektaşi dergahı olarak bilinen Elmalı Tekkesi’ni kurmuştur. Mezarı oradadır. Elmalı aynı zamanda Tahtacı Alevileri’nin yaşadığı önemli bir merkezdir. Hasluck bura tarikat üyelerinin mali durumlarının iyi olduğunu belirtir.

Bektaşi eşik(asitane) ve dergahlarının en büyüklerinden ikisinin Abdal Musa ve O’nun halifesi olan Kaygusuz Abdal adına kurulmuş olması, Abdal Musa’nın Bektaşilik içerisindeki yerinin önemini gösterir. Zaten, Abdal Musa’nın da Alevi-Bektaşiler içerisinde önemli bir yeri vardır. Alevi yolunun kurallarını Abdal Musa netleştirmiştir. Aleviler, Balım Sultan’dan çok, Abdal Musa’ya önem verir, adına özel Cemler düzenler ve kurban keserler. Abdal Musa bu yönüyle kimi kez Hacı Bektaş’tan bile öne çıkarılır.

Arşiv belgelerine göre, Abdal Musa’nın Fenike köylerinde vakıf arazileri vardır. Hatta O’na bağlı Bektaşi tekkeleri de kurulmuştur. Manisa’nın Adala bucağında Abdal Musa adına vakfedilmiş çiftlikler vardır. Abdal Musa Tekkesi’ni XVII. y. yılda gezen Evliya Çelebi tekkenin varlıklı olduğunu belirtir. Bektaşilik, Abdal Musa yoluyla Doğu Anadolu’da, Batı Anadolu’da, Balkanlar’da, Rodos ve Girit’te tutunur ve tanınır. Zile- Emirören köyünde bir mezar, Abdal Musa mezarı olarak bilinir. Divriği’nin Timisi köyünde Abdal Musa koruluğu vardır. Divriği’ye bağlı Hergün tuzlasındaki 80 dikili taş “Abdal Musa’nın askerleri” olarak adlandırılır. “Abdal Musa’nın askerleri” miti Doğu Anadolu’nun Alevi çevrelerinin tümünde yaygındır. Anadolu Alevileri Muharrem ayında Abdal Musa çorbası(aşuresi) dağıtırlar. Bosna’nın Sarajova bölgesi, aşure çorbasına Abdal Musa çorbası derler. Bosna’dan Azerbaycan’a kadar Alevi- Bektaşiler Abdal Musa kurbanı keserler. Araştırmacı W. Bauer’e göre Bektaşiliğin batı ve güney batıya yayılması ve özellikle Likya’da tutunması Abdal Musa yoluyla olmuştur.

Kaygusuz Abdal, Kafi Baba, Budala Sultan, Sevündük Dede, Kilerci Baba, Baltası Gedik, Mesten Dede, Keramet Baba, Hasan Baba, Oturak Dede’ler ise Abdal Musa’ya, ya da zaman içerisinde tekkesine bağlanmış Bektaşi babalarıdır. Kafi Baba, Abdal Musa’nın mürididir. Kaygusuz Abdal’sa halifesidir ve Mısır’a görevlendirmiştir.

 

Tekke Köyü ve Abdal Musa Efsanesi
Abdal Musa nın türbesinin bulunduğu Tekke Köyü, öncelikle Aleviler başta gelmek üzere yoğun biçimde ziyaret edilen yerlerden biridir.

Rivayete göre; Abdal Musa yerleştiği Teke Yarımadası’nda bölgeyi dolaşıyormuş. Fethiye yakınlarına geldiğinde, çobanlardan su istemiş. Ancak ona kimse su vermemiş. Abdal Musa Yumru Dağı’nda karşısına çıkan bir çobandan da su istemiş. Çoban gidip pınardan doldurduğu su çanağını getirip ona vermiş. Abdal Musa, çobanlara bir istekleri olup olmadığını sorduğunda, su verdikleri ak sakallı pirin kim olduğunu bilmeyen çobanlar, “Bu pınar yaz aylarında susuzluğumuzu gideriyor. Ancak kışın taşıp seller oluyor ve tüm ekili alanlarımız zarar görüyor,” diye yakınmış.
Bunun üzerine Tanrı’ya dua eden Abdal Musa, “Bu pınar yazın Gömbe’ye, kışın da bardak suyu çok görenlere gitsin” diye yakarmış.
Derler ki, o zamandan bu yana, Uçarsu Şelalesi, 6 Mayıs Hıdrellez gününden itibaren Gömbe’ye, Ekim ayından itibaren de Fethiye’ye akmaya başlamış

Derler ki, o zamandan bu yana, Uçarsu Şelalesi, 6 Mayıs Hıdrellez gününden itibaren Gömbe’ye, Ekim ayından itibaren de Fethiye’ye akmaya başlamış. Bu nedenle, bölge Aleviler için kutsal bir anlam kazanmış ve her Hıdrellez günü ülkenin çeşitli yerlerinden gelen binlerce Alevi, Uçarsu etrafında kurban kesip, dilekte bulunur olmuş.

Uçarsu’nun bu mucizevi yön değiştirmesi günümüzde de devam etmektedir. Yöre insanları bunu Tanrı’nın bir mucizesi olarak değerlendirirken, bilim farklı açıklamaktadır. Yörenin jeolojik yapısı çeşitli üniversiteler tarafından incelenmiştir. Yapılan bilimsel açıklamaya göre, bu mucizevi olayın sebebi, killi ve çok farklı bir toprak yapısı olan bölgede, havanın soğumasıyla birlikte toprak donmakta ve oluşan buz setleri suyun yönünü değiştirmektedir.
Bilimin böyle açıklıyor olması bu efsanenin yalan olduğu anlamına gelmez. Her Kerametin illaki bir açıklaması veya bilimsel izahı olacak diye bir kaidede yok. Doğrusunu Allah bilir.

UÇAN SU EFSANESİ (DİĞER RİVAYET)
Abdal Musa, tekkesine yeni canlar, müritler kazanmak için sırtında heybesi köy köy dolaşırmış. Yine Elmalı civarında, Tekke köyü yakınlarında dolaşırken, Gömbe’nin batısındaki Uçarsu’yun arkasında bulunan bir köye gitmiş.

Köy halkı o kadar fakir, o kadar fakirmiş ki, kuraklık yüzünden ekinleri bir türlü yetişmez olmuş. Abdal Musa’ya ikram edecek evlerinde nerdeyse bir parça kuru ekmek bile yokmuş. Abdal Musa bu hallerini görünce çok acımış ve onlara:

–“Ben size su verirsem, siz de elde edeceğiniz üründen bana pay verirmisiniz?” diye köylülere sormuş.
Köylüler: -” Ne demek, sen yeter ki, bize su sağla, payın sözü mü olur..” diye söz vermişler.

Bunun üzerine Abdal Musa asasını yere vurarak yerden su fışkırmış.

Köylüler buna çok sevinmişler. O yıl da bir bolluk, bir bolluk olmuş ki, deme gitsin. O yıl çok bol ürün sahibi olmuşlar. Ancak Abdal Musa, hasat bitiminde, köylülerin söz verdiği ürünü almaya geldiğinde, onu tanımamazlıktan gelmişler.

Abdal Musa, ” Hani bana ürününüzden belirli bir pay verecektiniz” diye hatırlatınca:

” Hadi be derviş var git işine, bu suyu bize Allah verdi, sen de kim oluyorsun?” demişler.

 

Abdal Musa, köylülerin bu dönekliğine çok kızmış ve onlara bir bedduada bulunmuş:

“Siz yazın su içmeye, kışın geçmeye yol bulamayın” demiş.

İşte o gün bu gündür kupkuru dağ yamacında taşlar arasından fışkıran ve adeta uçarcasına gürül gürül akan sular, yaz aylarında Elmalı ovası’na, kışın ise Kaş Ovası’na akar olmuş. Abdal Musa’nın bedduası tutmuş ve o tarafta oturan köylüler, kışın suyun çoşkulu akmasından geçmek için yoL bulamazken, yazın sıcak aylarında da, kaynak Elmalı yakasına aktığından içecek su bulamazlarmış. Ne ilginçtir ki, burada kaynayan suyun Elmalı yakasına bakan bölümü kış aylarında kalın buz duvarı ile bir set oluşturduğundan her yıl mayıs ayı başına kadar, suyun ihtiyaç olmadığı aylarda Kaş tarafına akar ve buna o yöre halkı “Şeytan Suyu” adını vermiş.

Mayıs ayından itibaren kaynak başındaki buzlar çözülünce, bu kez suyun en gereksinim olduğu aylarda Elmalı Ovası’na akmaya başlar. Elmalı tarafında oturanlar da, gereksinimleri olduğu zaman kendi taraflarına akan bu çoşkulu suya “Uçarsu” adını vermişlerdir.

Öyle müthiş bir olaydır ki her yıl hıdırellezde aynı saatte su patlamaktadır.Alevilerin bu saattte o yöre toplanma yeridir.

 

Kaygusuz Abdal 

asıl adı Alaeddin Gaybi olan Alevi Bektaşi halk ozanı.

Aşkile geldim cihana, 

meskenim dağlar menem
Terk edip cümle sivayı, 

mahrem-i tevhid menem

 

Guş edince men aref esrarını, 

mest olan ehkâr menem
Şöyle ikrar verdim ol dem 

Gaygusuz Abdal menem

Asıl adı Gaybi’dir. Kaygusuz Abdal’ın hayatı hakkında ki bilgilerin çoğu Bektaşi menkıbelerine dayanır. Bu menkıbelerin en tanınmışı onun Abdal Musa’ya bağlanışını anlatan hikayedir: Alaiye (Alanya) beyinin oğlu Gaybi, avlanırken attığı okla bir geyiği koltuğundan vurur. Yaralı geyik kaçar, Gaybi arkasından koşar. Geyik Abdal Musa’nın tekkesine girer, arkasından avcı da girer, dervişlerden geyiği sorar. Dervişler görmediklerini söylerler. Çekişme başlar. Olaya Abdal Musa karışır ve koltuğu altından kanlı oku çıkararak Gaybi’ye gösterir. Gaybi okunu tanır ve Musa’ya bağlanır. Alanya beyi oğlunu tekkeden kurtarmak ister ama Gaybi, Musa’dan ayrılmaz. Bey, Teke (Antalya) beyine başvurarak oğlunun kurtarılmasını ister. Teke beyinin gönderdiği ordu Musa’ya yenilir, Gaybi tekkede kalır.

Kırk yıl tekkede Abdal Musa’ya hizmet ettikten sonra şeyhi tarafından Mısır’a gönderilen Kaygusuz Abdal, orada bir tekke kurar. Bu tekke, İslam dünyasında büyük bir ün kazanır ve hastalarla başı dara düşenlerin sığınağı olur. Kaygusuz Mısır’da ölür. Türbesi, Kahire yakınlarında bulunan bir mağaradadır.

Hece ve aruzla şiirler söyleyen Kaygusuz’un nesirle yazılmış eserleri de var. Aruzla yazılmış şiirleri divanında toplanmıştır. Hece ile yazdıklarına ise cönklerde ve şiir mecmualarında rastlanıyor.

Şiirlerinin bir çoğunda Kaygusuz takma adını kullanan ozan, bazı şiirlerinde Serayi adını da kullanır. Kaygusuz adını taşıyan başka şairlerin de bulunması, eserlerinden bazılarının başka bir Kaygusuz’un olabileceği kuşkusunu, doğuruyor.

Kaygusuz Abdal, Bektaşiler arasında büyük saygı ile anılır ve Bektaşi uluları arasına girer. Hemen bütün Bektaşi tekkelerinde bulunan ve Kaygusuz’a ait olduğu kabul edilen bir resimde, bir yılan, bir akrep ve bir arslan, ayakları bine yatarak ona boyun eğmiş görünürmüş.

XVIII. yüzyıl ressamlarından Levni’nin yaptığı güzel bir Kaygusuz minyatürü vardır. Kaygusuz, bir eserinde 1397-1398 yıllarında doğduğunu söylüyor. Eserlerinden de anlaşıldığına göre XV. yüzyılda yaşamış olan şair, Anadolu ve Rumeli’nin birçok yerlerini gezmiş ve iyi bir öğrenim görmüştür. Özellikle hece ile yazdığı şiirlerde ve nesirlerinde güzel bir Türkçe kullanır.

Kaygusuz’un tasavvufla ilgili şiirleri yanında tekerlemeleri, şathiyeleri (alaylı, iğneli ve simgeli şiirler) de önemli bir yer tutar. Yunus Emre yolunda yürüyen şair, bu tür şiirlerinde ona daha çok yaklaşır. Ölüm yılı bilinmiyor.

Kaygusuz Abdal’ın Eserleri:
Kaygusuz Abdal’ın manzum, mensur ve manzum-mensur karışık eserleri bir hayli yekun tutar. Bugüne kadar yapılan araştırmalarda onun muhtelif mecmualarda bulunan birkaç şiiri ve Gevhernâme, Minbernâme gibi küçük mes-nevîleri neşredilmiştir. Hâlbuki Kaygusuz’un eserleri hacim bakımından bu neşirlerle mukayese edilemeyecek kadar çoktur.

YEŞİL GÖL
Uçar Suyun yakınında yer alan dağın tepesinde bir de “Yeşil Göl” vardır. Bu göl kenarında her yıl Abdal Musa müritleri tarafından, dede önderliğinde cem yapılır, semahlar dönülür.Sofralar kurulur, lokmalar dökülür. Kutsal olarak kabul edilir.

Alanya beyi oğlu Kaygusuzu kurtarması için Tekke beyine haber salar. Abdal Musanın üzerine saldırtır ama Tekke beyi Abdal Musa’ya yenilir. Bu yenilgiyi hazmedemeyen Alanya beyi, En güvenilir Pehlivanın yanına  en cengaver adamlarını Katar  ve Dergaha saldırmalarını emreder. Pehlivan Tekkenin önüne gelip Abdal Musa’ya meydan okur. Abdal Musa dışarı çıkar ve Artık O at Abdal Musayı nasıl gördü ise Öyle bir şahlanırki pehlivanı fırlatır üstünden pehlivan oracıkta ölür. Bunu gören beyin adamları geri çekilip durumu beye iletirler.

Bey    bir ordu hazırlar ve Tekkeye gelir. Abdal Musa’nın bir dağın eteğinde öğrencileri ile ibadet ettiğini öğrenir. Adamları Dağın etrafını sarar. Her yanı dağlarla çevrili düz bir alanda Abdal Musa’nın ve Müritlerinin Semah döndüğünü görür. Askere saldırı emrini verir Ama bir anda o düz alan sularla dolar ve Abdal Musa ile adamları gölde sır olur.

Tekkeye geri dönen Alanya beyi Abdal Musa’nın dergâhta ibadet ettiğini görür ve kendiside Abdal Musa’ya Mürit olur.

 

ABDAL MUSA SULTAN HAZRETLERİ VE LOKMASI
Anadolu nun ulu ve ünlü erenlerinden ve ermişlerinden olan Abdal Musa Sultan Hazretleri aynı zamanda ünlü bir ozan ve düşünür olduğu bilinmektedir..

Aslen Horasan lı Azerbaycan ın Hoy kasabasına gelmiş ve bir süre orada yaşamış olduğundan Hoylu olarak tanınmıştır.. Hacı .Bektaş Velinin amcası Haydar Atanın oğlu Hasan Gazinin oğlu olarak bilinmektedir&
Kaygusuz Abdal Menkıbesine göre Köse Musa adıyla da anılır. Abdal Musa Sultan Horasan erenlerinden ve Hz. Peygamber soyundan birisi olarak Anadoluya geldiği  bilinir. 14.yy da yaşadığı ve Osmanlıların Bursa yı fethi yıllarında Orhan Beyin askerleriyle savaşlara katıldığı ve büyük yararlıklar sağladığı bazı kaynaklarda görülmektedir..
Abdal Musa Sultanı Hacı Bektaş Velinin önde gelen halifelerindendi denmekte.. Payesi sultanlık mertebesi Abdallık. Pir evindeki hizmet postu ise, ayakçı postudur.. Bu post Bektaşi tarikatındaki on iki postan on birincisi olup diğer adı Abdal Musa Sultan postudur..
Bazı kaynaklarda da Hacı Bektaş Velinin vefatından sonra posta oturan ilk postu nişan olarak okunmaktadır..
Elmalı Tekke köyündeki dergahı ilk Bektaşilerin dört büyük ‘’asitanesi Bektaşiyen dan biridir..
Ancak Anadolu nun inanç coğrafyasında seçkin bir yeri etkin gücü olan Abdal Musa Sultan adına daha bir çok yerde makam ve mezarlar yapılmıştır..
Bir çok yazar ve araştırmacı Abdal Musa Sultanı konu alan araştırmalar yapmışlardır.. Bazılarına göre, Abdal Musa Sultan Bursa fethine katıldıktan sonra Manisa, Aydın ve Denizli yöresinde bulunmuş, daha sonra da Türkmen ve Yörüklerin yoğun bulunduğu Elmalı da tekkesini kurmuş.. Ayrıca Denizli de yatan büyük ‘’yatağan Babadan esinlendiğini de belirtmişlerdir..
Abdal Musa Sultan Elmalı yöresinde kurduğu tekkesinde sayısız kişiler irşad etmiş yetiştirmiş ve bunlar arasında büyük ozanlar da yetişmiştir.. Bunların en üstünü de Alevi Bektaşi edebiyatın abidelerinden sayılan Kaygusuz Abdaldır..
Onunla ilgili olarak Abdal Musa Sultan velayetnamesinde konu edilen söylenceler şöyledir..
Alaiye beyinin oğlu Gaybi, Abdal Musa Sultana derviş olup Kaygusuz adını alınca  babası oğlunu kurtarmak ister. Tekke Beyinin yardımını talep eder. Tekke Beyi de Kılağılı İsa adlı pehlivan yiğidini Abdal Musa nin tekkesine yollar, İsa dergaha varır ve kapıya gelince . Çağırın bana Abdal Musayı diye gürler, ancak atı ürker ve İsa yı sırtından atar sürükleyerek parçalar.. Tekke beyi bu olaya çok sinirlenir ve ordusuyla harekete geçer.. Abdal Musa Sultanı yakmak için öbek öbek otlar yığılır, Ateşler tutuşturulur.. Abdal Musa Sultanı da üç yüz atlı mürüdi ile semah ederek yola koyulur..

Bu öyle bir geliş ki onlarla birlikte dağlar, ağaçlar, kayalar da beraber yürür.. Dervişler gülbenk ler çeker girer. Ateş onları yakmaz onlar ateşi söndürürler.. Bu manzarayı gören Kaygusuz un babası duruma hayranlıkla bakar, Abdal Musanın ellerini öper ve geriye döner..
Kaygusuz bu dergahta kırk yıl hizmet eder..
Abdal Musa Sultanın kerametleri, kendi adı verilen Velayetname de de anlatılır.. Abdal Musa Sultan Velayetnamesi günümüz Türkçesi ile Ali Adil Atalay tarafından beşinci kez olarak yayınlanmıştır
Kerametlerinden bir de şöyle: Abdal Musa Sultam, bir pamuk içine kor halinde bir ateş parçasını Geyikli Baba ya gönderir. Geyikli Baba da ona bir bakraç geyik sütü gönderir..
Mücuzeler dışında Şair, düşünür, Horasan Abdal Musa Sultanın keramet ve erdemleri yedi yüz yıldan bu yana dillerde söylenmektedir..
Antalya Elmalı ilçesine bağlı Tekke Köyünde ki tekkesi  14, yy. da Selçuklu Mimarisi örneğinde yapılmıştır..
Tekke hakkında en önemli bilgiyi  17, yy. da burayı ziyaret eden ünlü gezgin Evliya Çelebi Seyahatnamesinde vermiştir..
Bilgilere göre Tekkenin Kubbesindeki altın alem beş saatlik yerden görülüyormuş.. Abdal Musa Sandukası ucunda seyid olduğunu gösteren yeşil imamesi durur.. Tekkenin etrafında bağ ve bahçeleri uzanır.. Misafir haneler, kiler, mutfak meydanlar gibi bir çok ek binalar varmış, mutfakta kırk derviş hizmet eder, meydanın dışında ayrıca büyük bir misafir hane bulunur ki üst konak altı ise iki yüz at alacak kadar büyük bir ahırdır.. Misafir hiç eksik olmaz..

Tekke yapıldığı günden beri mutfağında hiç ateş sönmemiştir.. Tekkenin çok zengin vakıflarından söz edilir, on binden fazla koyunu, bin camızı, binlerce devesi ve yedi değirmeni, daha bir çok varlığı ile üç yüz elli yıl önceki Abdal Musa Sultan Tekkesinin çok büyük zenginliklere sahip bir kurum olduğunu belirtir Evliya Çelebi..
Yeni Çeri Ocağının kaldırılmasından sonra dağıtılan tekkeler arasında Abdal Musa Sultan Tekkesi de nasibini alır.. 1829 da hükümetçe gönderilen memurlar tarafından dergahta mevcut eşyalar ve binlerce canlı hayvan satılıp defteri İstanbul a gönderilir..
Bu hal tekkelerin 1925 de kapanmasına kadar yaşanmıştır.. Değişik dönemlerde onarım gören tekke zaman içinde yıkılmış, günümüzde ise sadece Abdal Musa Sultan tekkesi kalmış ve tekke her yılın Haziran ortalarında ziyaret edilmektedir.. Dergahın kuruluşundan günümüze ‘’lokmaların pişirilip misafir ve fakirlerle paylaşma geleneği sürdürülmektedir..
Türbede Abdal Musa Annesi, Babası, kız kardeşi ile Kaygusuz Abdalın kabirleri bulunmaktadır..